User Rating: / 2
PoorBest 
Genelkurmay'dan açılım: Türk değil Türkiye halkı
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un konuşması bir saat 56 dakika sürdü.
FOTOĞRAF: AP
15/04/2009
Harp Akademileri'nde konuşan Orgeneral Başbuğ, Atatürk'ün 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir' sözünü hatırlattıktan sanra şu vurguyu yaptı: Türkiye'yi çıkarır Türk derseniz anlam düşer.
İkincil kültürel kimliklerin bireysel seviyede yaşanıp geliştirilebileceğini söyleyen Başbuğ 'Bireysel özgürlüklerin sınırının, azınlık ve grup hakları ile kesişmesine izin veremeyiz. Anayasal ve yasal tanınma mümkün değil' dedi.
TOLGA AKINER (Arşivi)
İSTANBUL - Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Harp Akademileri’ndeki Yıllık Değerlendirme Konuşması’nda önemli mesajlar verdi. Atatürk’ün 1930 yılında yazdığı Afet İnan imzasıyla yayımlanan ve bir dönem okullarda ders kitabı olarak okutulan ‘Vatandaş İçin Medeni Bilgiler’ kitabındaki ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir’ tanımını hatırlatan Başbuğ, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdir?” diye sorduktan sonra şu yanıtı verdi:
“Cevap, Türkiye halkıdır. Görüldüğü gibi buradaki halk ifadesi, sınırları çizilen bir coğrafyada - ki burası Türkiye’dir - yaşayan halkın bütününü, yani hiçbir dini ve etnik ayrım yapılmaksızın, Türkiye halkını işaret etmektedir.” Başbuğ, bunu söylerken konuşma metninin dışına çıkarak şu vurguyu yaptı: “Burada Türkiye’yi çıkarır Türk derseniz anlam düşer.”
Başbuğ’un çok sayıda uzman ve bilimadamından alıntılara yer verdiği konuşmasında ön plana çıkanlar şöyle:
KÜRT VE ZAZA VATAN EVLATLARI: Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) Nihai amacını gerçekleştirmek için terörü, etnik bir çatışmaya dönüştürmeye ve etnik çatışmaymış gibi takdim etmeye çabalamaktadır. Her Türk vatandaşı, hiçbir fark gözetilmeksizin TSK’da Anayasal görev ve hak olan askerlik hizmetini eşit şekilde yerine getirmektedir. BTÖ’ne karşı sürdürdüğümüz mücadelede, şehitlik ve gazilik mertebesine ulaşmış kahramanlarımız arasında çok sayıda Kürt ve Zaza kökenli vatan evladı vardır.
AZINLIK VEKİLİ NİYE YOK?: Hiçbir siyasal hak ve görev etnik temelde tanzim edilmemiştir. Türkiye’de bir etnik ayrışmadan söz etmek mümkün değildir. Peki Meclis’te azınlıkları temsil eden bir milletvekili niye yok? Onu da siyasi partilere sorun.
SİSTEMATİK ASİMİLASYON: Gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır. Esas itibarıyla Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan ayaklanmalar etnik temelli değildir. Bir ülkenin etnik çatışmaya sürüklenmesi, ülke sathında kardeş kavgasına sürüklenmesi demektir. Çeşitli iç ve dış çevrelerin, mevcut duruma uluslararası bir boyut da kazandırarak, Türkiye’ye yönelik böyle düşünceleri olabilir.Herkes bu tip oyunlara karşı çok dikkatli ve sorumlu davranmak zorundadır.
‘TÜRKİYE’ VURGUSU: Atatürk, Türk milletini şu şekilde tanımlamıştır: ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir.’ Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdir? Cevap, Türkiye halkıdır. Buradaki halk ifadesi, sınırları çizilen bir coğrafyada -ki burası Türkiye’dir- yaşayan halkın bütününü, hiçbir dini ve etnik ayrım yapılmaksızın, Türkiye halkını işaret etmektedir. (Metin dışına çıkarak: “Burada Türkiye’yi çıkarır Türk derseniz anlam düşer.”) Buradaki ‘Türk Milleti’ tanımlamasındaki Türk sözcüğü bir sıfat olarak değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isim olarak kullanılmıştır.
KÜLTÜREL KİMLİK: Ulus-devlet yapısı hangi temel esasa dayanmalıdır? sorusunun cevabı çok açıktır: Vatandaşlık esasına dayalı milliyetçilik anlayışıyla. Vatandaşlık esasına dayalı milliyetçilik ırk ve din farkı gözetmeksizin, ortak kimlik/üst kimlik etrafında her vatandaşı ‘Türk’ saymaktır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı saymaktır. Kültürel kimlik ise bir bireyin toplumsal ilişkiler ağı içinde kendisini tanımlayabileceğine inandığı özgül kimlik özellikleridir. Kişi toplumsal kimliğini üst/ortak bir kimlik olarak benimseyecek ve kabul edecek, bireysel kültürel kimliğini ise ikincil kimlik olarak ifade edebilecektir.
OBAMA’DAN ALINTI: (ABD Başkanı Obama’nın TBMM’deki konuşmasından şu bölümü okudu: ABD’nin en güçlü yanlarından biri, bizim son derece büyük bir Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen, kendimizi bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Müslüman ulus olarak görmememizdir. Biz kendimizi idealler ve değerlerin birbirine bağladığı vatandaşların oluşturduğu bir ulus olarak görüyoruz. Zannederim, modern Türkiye de benzer birtakım prensipler üzerine kuruldu.) Obama’nın bu sözlerinin ulus-devletlerin bugün için de geçerliliğini koruduğunu anlamayanlara iyi bir cevap teşkil ettiğine inanıyorum.
ENTEGRASYON: Entegrasyon, kişilerin, aidiyet duygusu hissettikleri ikincil kültürel kimliklerini engellemeden, üst/ortak Türk kimliklerini muhafaza etmelerini sağlamaktır. Entegrasyon, farklılıkları kabullenmek, ancak farklı olanların uyum içinde yaşamalarını sağlamaktır.
ANAYASAL TANIMA OLMAZ: Çağdaş demokratik toplumlarda, üst/ortak kimliğin dışında, kültürel ikincil kimlik özelliklerinin de dile getirilmesi ve yaşanması mümkündür. Önemli olan kültürel ikincil kimliklerin, bizi bir arada tutan üst/ortak kimliğin önüne geçerek, onu parçalayan egemen bir kimlik haline dönüştürülmemesidir. İkincil kimlikler ancak ikincil kültürel kimlik şeklinde bireysel seviyede yaşanabilir, geliştirilebilir ve korunabilir. Bireysel özgürlüklerin sınırının, azınlık ve grup hakları ile kesişmesine, yeni azınlıklar ve üst-kimlikler yaratılmasına izin veremeyiz. Bu ikincil kültürel kimliklerin anayasal ve yasal çerçevede tanınması anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ulus-devlet ve üniter-devlet yapısı içinde bu mümkün değildir.
DEVLETİN ASLİ GÖREVLERİ: Devletimiz, Kürt ve Zaza kökenli vatandaşlarımıza ‘daha müreffeh bir yaşam’, ‘fırsat eşitliğinden daha fazla yararlanabilme’ imkânlarını sağlamak zorundadır. Kimse Türkiye’den, ne ulus-devlet ve üniter-devlet yapısını zayıflatabilecek ne de Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinin değiştirilmesi yönünde isteklerde bulunabilir. TSK, ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır.

Anayasalardaki vatandaşlık tanımı

Türkiye Cumhuriyeti anayasalarında yapılan vatandaşlık tanımları şöyle:
1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanuna dayanarak hazırlanan 1924 Anayasası’nın ilk hali:
Madde 88:- (fıkra 1) Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak (genelleme) olunur. (fıkra 2) Türkiye’de veya hariçte bir Türk babanın sulbünden doğan veyahut Türkiye’de mütemekkin bir ecnebi babanın sulbünden Türkiyede doğup da memleket dâhilinde ikamet ve sinni rüşte vusulünde resmen Türklüğü ihtiyar eden veyahut Vatandaşlık Kanu-nu mucibince Türklüğe kabul olunan herkes Türktür. Türklük sıfatı kanunen muayyen olan ahvalde izale edilir.
1924 Anayasası’nda 1937’de yapılan değişiklik sonrasındaki hali: Madde 88. - Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımın-dan herkese ‘Türk’ denir. Türkiye’de veya Türkiye dışında bir Türk babadan gelen yahut Türkiye’de yerleşmiş bir yabancı babadan Türkiye’de dünyaya gelipte memleket içinde oturan ve ergin-lik yaşına vardığında resmi olarak Türk vatandaşlığını isteyen yahut Vatandaşlık Kanunu gereğince Türklüğe kabul olunan herkes Türktür. Türklük sıfatının kaybı kanunda yazılı hallerde olur.
1961 Anayasası: Madde 54 - Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlık durumu kanunla düzenlenir. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmıyan bir eylemde bulunmadıkça, vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
1982 Anayasası: Madde 66 - Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. (Son cümle mülga: 3.10.2001-4709/23 md.) Vatan-daşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kaza- nılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
TÜRKİYE BÖLGESİNİN LİDERİ: Türkiye’yi bulunduğu bölgede farklı ve güçlü bir konuma getiren, laik ve demokratik bir ülke olmasıdır.
Türkiye, laik yapısı ve çağdaşlaşma hedefiyle, yüzyılı aşan demokrasi kültürüyle, ekonomik gücü ve dinamizmiyle bölgesinde benzeri olmayan lider bir ülkedir.

‘Cemaatlerin saldırısına tepkisiz kalmayız’

Konuşmasında ‘laiklik’ konusuna geniş yer veren Genelkurmay Başkanı Başbuğ, ‘cemaatleşme’nin arttığına dikkat çekti. Bazı cemaatlerin TSK’ya saldırmasına sessiz kalmayacaklarını söyleyen Başbuğ’un bu konudaki mesajları şöyle:

LAİKLİK TEMEL TAŞ: Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesinin temel direklerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin de temel taşıdır. TSK, Cumhuriyetin temel niteliklerinden birini oluşturan demokrasi rejimine bağlıdır ve saygılıdır. Laiklik, Türkiye’de sadece dinle devlet işlerini birbirinden ayırmamış, egemenlik sorununu da çözmüştür. Bütün bu düşüncelere ve gerçeklere rağmen, Türkiye’de Cumhuriyet’in kurulduğu günden bugüne kadar laiklik karşıtı hareketlerle de çok çeşitli düzeylerde karşılaşılmıştır.

SOSYAL ANALİZ ŞART: Laiklik karşıtı hareketlere, demokrasi ve yasalar çerçevesinde daha etkin cevaplar verebilmek için, bu olayların sosyal, ekonomik ve kültürel boyutlarının ne olduğunun doğru şekilde analiz edilmesi zorunludur. Dinin toplumsal bir bağ oluşturma, ortak bir duyarlılık yaratma bakımından önemi inkâr edilemez. Yanlış olan dinin toplumsal davranışı, sosyal düzeni belirleyen bir sistematik olarak düşünülmesi ve kabul edilmesidir.

MÜTEDEYYİNLERLE SORUN YOK: Gerçek mütedeyyin kişilerle kimsenin hiçbir sorunu yok. Bizim karşı olduğumuz husus siyasi ve kişisel amaç ve çıkarlar için; dinin ve dinî duyguların alet edilmesidir, araç olarak kullanılmasıdır. Bütün bu düşüncelere rağmen, laikliğin din karşıtı olma ve dinin bireylerin hayatlarından soyutlaması anlamına geldiğinin söylenmesi ve TSK’nın din karşıtı bir kurum olarak gösterilmesi; Atatürk’e ve onun ordusuna karşı yapılabilecek en büyük sorumsuzluk ve haksızlıktır.

CEMAATLEŞME ARTIYOR: Yaşanan dinin görüldüğü en önemli alan, sosyal ve ekonomik yaşamla dini bağdaştıran sosyal gruplar, cemaatlerdir. Yeni kimlik ve aidiyet arayışları, ekonomik beklentiler, yaşanan büyük göç olgusu ve sosyal devlet olgusunun zayıflaması, toplumları ister istemez yeni dayanışma arayışlarına itmiştir. Bu nedenler, günümüzde de sosyal gruplaşmaların ve din ekseninde bazı cemaatleşme yapılanmasının gittikçe artmasına neden olmuştur.

EN BÜYÜK ENGEL TSK: Bugün bazı cemaatler öncelikle bir ekonomik güç olmaya ve daha sonrada sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir tek tip yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. İşte sorun da buradadır. Bazı din eksenli cemaatler, kendilerini demokratik alanın bir oyuncusu olarak takdim etmekte ve çeşitli nedenlerle de görünürde kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadırlar. Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak TSK’yı görmektedir. Bunun için de, her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerinin de yardımıyla TSK aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında TSK’nın tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır. 

‘Askere otonomi verilmeli’

Orgeneral İlker Başbuğ, sivil-asker ilişkileri konusunda şunları söyledi:

SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ: TSK’nın toplum nezdindeki itibarını sarsmayı amaçlayan iki önyargılı yaklaşıma dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, demokratlık kisvesi altında yıpratmak amacıyla TSK’ya karşı sistematik muhalefet yapılması demokrasimizi geliştirmeyecektir. Aynı şekilde TSK’yı, demokrasinin gelişmesinde, çoğulculuğun toplumsal bir boyut kazanmasında engelleyici bir kurum olarak göstermek de yanlıştır.

HÜKÜMETE TAVSİYELER: Askerlere kendisini organize etme ve görevlerini yürütme açısından önemli boyutta otonomi verilmelidir. Elbette bu otonominin boyutları yasalarla belirlenmelidir. Genelkurmay Başkanı Anayasa’nın 117’nci maddesine göre; Silahlı Kuvvetlerin Komutanıdır. Sivil-asker ilişkilerinin yürütülmesinde yetkili ve sorumlu makam Genelkurmay Başkanı’dır. Genelkurmay Başkanı’nın sivil-asker ilişkilerini yürütmesini, politik ve siyasal hareketler olarak değerlendirmek doğru değildir. 

Güncel konular haftaya

Başbuğ, bir saat 56 dakika süren konuşmasında güncel konulara değinmezken, bunu önümüzdeki hafta yapmayı planladığı basın toplantısına sakladığını söyledi.
 
KAYNAK ve HABERİN TAMAMI: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=&ArticleID=931193
053408
TodayToday65
YesterdayYesterday76
This WeekThis Week376
This MonthThis Month1076
All DaysAll Days53408
Statistik created: 2010-09-09T16:46:13+03:00
IP:38Dot107Dot191Dot85
Members : 13
Content : 80
Content View Hits : 142318

Kim Online

We have 2 guests online

TAVSİYE et

ZAZA FORUM dan